Giriş Kayıt

ÜYE GİRİŞ

Kullanıcı Adı *
Şifre *
Beni hatırla

Bir hesap oluşturun

Yıldız (*) işaretli alanlar gerekli.
İsim *
Kullanıcı Adı *
Şifre *
Şifre doğrulayın *
E-posta *
E-posta doğrulayın *
Captcha *

Adnan Nur Baykal Kitapları

Bundan önceki kitabımda Osmanlı Yönetim Anlayışı hakkında bir kitap yazacağımı, bunu yaparken de günümüzden geriye doğru giderek yöneticilik tarihimizi incelediğimi belirtmiştim. Tarihi Atatürk'ten geriye doğru araştırdığımda karşıma İttihat ve Terakki çıktı.

Vatansever, iyi niyetli ve gençlik heyecanıyla tutuşan bu kişilerin yöneticilik anlayış ve tecrübelerini tespit etmeye çalıştım. Ancak bu kişiler genç yaşlarında Osmanlı İmparatorluğu'nun idari gücünü ellerine geçirdikten sonra, daha önce yeterli bir yöneticilik tecrübeleri olmadığı için, kendileri tecrübe kazanmaya ve bir yönetim anlayışı geliştirmeye uğraşıyorlardı.

On yıl kadar devletin gücünü kontrol ettikten sonra bile günümüz yöneticilerine ışık tutacak bir yönetim anlayışı oluşturamamışlardı.

İttihat ve Terakkinin öncesine gittiğimde II. Abdülhamid, kendine özgü yönetim anlayışıyla karşıma çıktı. Önce istibdat, sürgün ve sansür olarak gözüken II. Abdülhamid'in Yönetim Anlayışı'nın özüne girince, iyice araştırılmadan kolayca görülemeyecek, bir sebep sonuç yumağı içinde oluşmuş, kendine özgü bir sistematik buldum.

 

 

II. Abdülhamid günü kurtarmaya, ' ben de varım ! ' demeye çalışıyordu. Kesin bir plan, program dahilinde bir sistem oluşturma değildi bu anlayış.

Hemen hemen kendinden üç yüz yıl önce Dünya Medeniyeti'nin Zirvesinden düşmüş, git gide zamanın gerisinde kalmış, böylelikle problemleri birikmiş olan Osmanlı İmparatorluğu'nu muhafaza edebilmek için, II. Abdülhamid'in oluşturduğu kendine özgü bir sistematik görüyoruz; artılarıyla eksileriyle kendi mantığı olan bir ' günü kurtarma ' sistematiği.

Önemli olan II. Abdülhamid'in Yöneticilik Anlayışı'nın bugünün yöneticilerine ışık tutup tutamayacağıydı. " Mustafa Kemal Atatürk'ün Liderlik Sırları'nda " olduğu gibi, bütünüyle örnek alınabilecek bir sistematik değildi bu anlayış. Fakat olumlu taraflarından öğrenenilebilecek, olumsuz taraflarından ders alınacak bu sistematiğin, günümüz yöneticilerine vereceği çok şey vardı.

Kendime bu kitapta konu yaptığım II. Abdülhamid, bir aksiyon adamı veya bir harekete yön veren ve herkesi o yönde harekete geçirebilen bir lider değildi. O sadece eldekini muhafaza etmeye çalışan, tüm bilgileri ve kararları kendine saklayan bir yöneticiydi. Hatta bu yüzden, II. Abdülhamidi tahttan indirerek devleti idare etmek isteyen yöneticiler, o zamana kadar varlığından haberdar olmadıkları pek çok problemle ilk defa karşılaşınca şaşırmış ve büyük hatalar yapmışlardır.

Zaten II. Abdülhamid'in bence en büyük hatası, kurduğu okullarda yepyeni bir aydın sivil ve asker sınıfı yetiştirdiği halde, bunları yönetime ortak ederek, herkesi bir hedefe doğru harekete geçirememiş olmasıdır. Hatta II. Abdülhamid Osmanlı İmparatorluğu'nun sorunlarını, gerçeklerini kendine saklayıp, onlarla paylaşamadığı için, bu kişiler onun karşısına geçmişlerdir.

II. Abdülhamid parçalanan imparatorluğu yeni baştan organize etmeye gayret etmiş, zaman kazanabilmek için tarihin çarkını bile durdurmaya çalışmıştır.

Özetle II. Abdülhamid günü gününe yaşadı ( yevmun cedid, rızkın cedid ) ve günü kurtarmaya çalıştı.

Bu kitapta elindeki tükenmiş kaynaklarla, çözümü çok zor problemlerin üstesinden gelmeye çalışan bir yöneticinin dramını bulacaksınız. " Yöneticiler İçin Yeni Bir Bakış: Mustafa Kemal Atatürk'ün Liderlik Sırları " adlı kitabımla bu kitap, bir liderle bir yönetici karşılaştırması açısından bir bütünlük meydana getirmektedir.

Ayrıca Osmanlı İmparatorluğu'nun son hükümdarı sayılabilecek II. Abdülhamid'le ( Sultan Reşad hükümdarlık yapmadı; sadece padişahlık makamında bulundu, Vahdettin ne yapmaya çalıştığını kendi de anlamadı ) genç bir Osmanlı Paşası olan ve II. Abdülhamid zamanında yetişen Mustafa Kemal Atatürk, tarihsel olarak da bir bütünlük teşkil etmektedirler. Böylece Cumhuriyetimizle, ondan önceki Osmanlı imparatorluğu örtüşmektedir. Binlerce yıllık tarihimiz de zaten bir örtüşmeler, geçişler tarihidir. Türkiye Cumhuriyeti şekil olarak 90 yıllık, öz olarak binlerce yıllık bir birikimin neticesidir. Bu cumhuriyet Orta Asya'dan Macaristan'a kadar 3 kıtanın birikiminin bir sentezidir.